16 Mayıs 2009 Cumartesi

İstanbul Yazı... Sene Bilmem Kaç!

Geçen gün, dağınık olan kafamı biraz topladıktan sonra, İstanbul ile uğraşmayı akıl ettim.
Emirgan’dan Boğaziçi’ne bakan bir çay bahçesinde oturdum ve saatlerce İstanbul Boğazını seyrettim... Sonra sırtımı boğaza yaslayıp, Sarıyer’den İstanbul’un meydanına bakan bir parka oturdum ve saatlerce İstanbul’un insanlarını izledim. Öyle alaycı bir ifade vardı ki yüzlerinde... Hele kalabalığın içinden bir tanesinin, sureti öyle derindi ki, alacakaranlığa götürmüştü beni...
Kapalıçarşı’nın girişindeyim. Bir ayakkabı mağazası iflasın eşiğinde ve elinde kalan son mallarını olağanüstü indirimlerle satıyor... Kadın-erkek, akın akın gelmişler mağazaya... Mağaza sahibinin ne düşündüğünü tahmin edebiliyorum: “Ah!” diyor, “Keşke iflas olmadan da dolu olabilseydi” diyor... Olsun, deyip, avutuyorum içimden onu... Ne kadar avunduğunu bilemem...
Kapalıçarşı baştan sona dolu... Bir kuyumcunun içi de tıklım tıkış dolu... Bir kadın, dondurma satıcısıyla kavga ediyor... Kadının her yeri çilekli dondurma olmuş... Hiç de yakıştırmam çileği dondurmaya ya, neyse...
Eminönü’nden bir kadınla adam balık ekmek yiyorlar... Adam pek iştahlı gözüküyor... Kadının kulağına eğilip, “ne iyi ettik gelmekle” diyor. Kadın sanki bu söylemden, başka bir şey bekliyor.
Bir anne ve beş çocuğu... Gözlerim etrafta babalarını da arıyor ama rast gelmiyor... Feribota binmek için bekliyorlar... Çocuklardan birinin burnu akmış, anne ter içinde... “Böyle mi olmalıydı?” diyor içinden.
Avcılar’da bir anne balkondan sarkmış, çocuğuna bağırıyor... “Dikkat et! İlayda kime diyorum!” Çocuk ağlıyor... Belli ki babasını özlemiş... Önündeki koca taşa takılıp, düşüyor. Anne kolunu bile kıpırdatmadan, “iyi oldu! Oh, iyi oldu!” diyor, çocuk salya-sümük... Gerisini dinlemeye, tahammül edemiyorum...
Bir adam Ford’da, basıyor gaza... Arkada hamile bir kadın... Belli ki hastaneye yetişme çabasındalar... Dikkatlice çekiliyorum önlerinden...
Bir yanda dolunay, bir yanda Seferihisar... İstanbul’u bu kadar özlemişken, kopamıyorum Urla’dan da... Bu anlattıklarım, bunun birkaç yıl ötesindendi... Şimdi yazı iple çekiyor, Seferihisar’a kavuşmayı diliyorum... Tatil Volkan’sız geçer mi? Geçmez. Volkan 23 Haziran’da İsviçre’den dönüyor. Özledim keratayı...
Her neyse... Yeni bir tatil, yeni bir son... Bu yaz ki son, hala başlangıcın etkisinde... Dilerim hep öyle kalır...
Yaz gelsin ki, yazılacak sözümüz olsun!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder