18 Kasım 2009 Çarşamba

Ve Muhtemelen Güz Sancısıydı Bu…


Sabaha karşı saat dörttü. Uykusuzluğun beni çağırmasıyla başlamıştı her şey… Ve her şey uykusuzluğa teslim olmamla bitmişti.
İri cüsseli ağacın, yürekli yapraklarına bakan, küçük, tek nüfuslu odamda uyuyordum. Dedim ya, uykusuzluk çağırmıştı beni bir kere… Üzerimde iğreti duran çarşafı kaldırıp, yalpalayarak kalktım ayağa. Cam kapalı olduğu halde, ağacın uğultuları çınlatıyordu kulağımı. Hayalet adımlarla salona gidip, araladım kapıyı. Bizim marangozcu, Latif Ağabey’e yaptırmıştık bu kapıyı. Bize geldiği günden bu yana, gıcırdar hep.
Sabaha karşı saat dörttü. Ve ben ağaçlarla çevrili salonda, dizlerimi karnıma kadar çekmiş, oturuyordum. Gündönümüne kadar da oturacaktım muhtemelen.
Günlerden Çarşambaydı. Eylül’ün sonuna doğru bir Çarşamba; ben dizlerimi karnıma çekmiş, oturuyordum. Hayalet soluklarımla dinleniyordum ara sıra. Marangozcu Latif Ağabey’e yaptırdığımız kapının gıcırdarken olduğu gibi, bir o yana, bir bu yanaydım. Muhtemelen, korkudan çatlamıştı dudaklarım. Ve muhtemelen, odamın sessiz hayaletiydin sen.
Saat sabaha karşı dörttü. Ben dikkatimi halının desenlerine vermiş sallanırken, gıcırdıyordum. Ve muhtemelen beni sarsacak bir şeyler olacaktı, saat sabaha karşı dört buçukta. Dağ boylu merdiven yamaçlarının kesişme noktasında, eşarbı elinde, elleri eteğinde, dizine basınç yapan bir kadın keşfettim. Ve yamaçların kesişme noktasında, bir çığlık koyverdi kadın… Dikkatim tamamen dağılmış ve gıcırdamayı unutmuştum. Ve çığlıklar durmaksızın devam etti, apartmanın bahçeye açılan kapısında… Benim iri cüsseli ağacımdan hayalet bir yaprak düştü. Sonra bir tane daha. Bir tane daha. Ve bir tane daha… Sonra birden kaşlarını çattı bulutlar. Ve şimşekler kavgaya tutuştu. Eşarplı kadının gözyaşları, bulutlara karıştı. Ve çığlıklar, iri cüsseli ağacımı yerinden oynattı. Ve ben muhtemelen, yatağımdaydım. Yumruk olmuş elim ağzımda, gıcırdıyordum korkudan.
Ona küçük, tek nüfuslu odamdan bakıyorum. O beni muhtemelen karada sanıyor hala… Gıcırdıyor topraklarım.
Sabaha karşı saat dört buçuktu. Uykusuzluğun beni çağırmasıyla başlamıştı her şey… Ve muhtemelen her şey uykusuzluğa teslim olmamla bitmişti.
Ve muhtemelen, bir güz sancısıydı bu; gıcırdayıp duran hayalet… Sadece hayal et ve alış demişti güz. Ve muhtemelen bir rüyaya dalmıştım, güz sancısının tam ortasında. Ve bir rüyadan uyanacaktım, baharın bağrında; bundan aylar sonra…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder